Durumum forum
Durumum soru sor Durumum yeni sorular
Kullanıcı Adı-Soyadı: Parola:
 

Tarihteki Dev Adamlar

Tarihteki Dev Adamlar

En iyiler, Rehber
Atlantis Dev Adamlar ve AD Kavmi

Buhari'nin naklettiği bir hadise göre Hz.Adem'in boyu 60 zira idi. Aynı rivayette insanların boylarının gittikçe kısaldığı da anlatılmaktadır. Bu rivayete göre Hz.Adem'in boyu 40 m. civarında idi.

Hz.Nuh tufandan önce 950 sene tebliğ görevini yürüttüğü Kuran'da açık bir şekilde ifade edilmektedir. Seylan adasında Müslümanların Adammala, "Adem Dağı" adını verdikleri, Portekizlilerin de "Picoli Adama" dedikleri çok meşhur bir dağ mevcuttur. İnsanoğlunun atasının cennetten "inişi" sırasında ilk defa buraya basmış olduğu rivayet edilir. Kocaman bir sağ ayak izi kayanın zirvesinde hep görülmektedir. Bu izin büyüklüğü için batılı bir seyyah, "Beş ayak üç parmak uzunluğunda ve iki ayak beş parmak ile iki ayak parmağı genişliğinde az derince bir çukur" demektedir. İslami rivayetlerde Hz.Adem'e atfedilen devasa boy ile orantılı olmuş olsa gerek. Çünkü bu rivayetlere göre Hz.Adem'in boyu o zaman o halde idi ki, başı göğe değiyor ve diğer ile denize basıyordu. Anadolu'da da birçok yerde dev mezarları bulunmaktadır.

İstanbul'da Beykoz'da Yuşa Tepesi'nde bulunan bir mezarda, Yuşa Hazretleri adlı bir evliyanın yattığına inanılmaktadır. Mezar, 17 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğindedir. Eğer açılıp incelenirse içinden dev bir iskeletin çıkması çok doğaldır. Kadadokya bölgesinde, yani Nevşehir, Kırşehir ve Göreme civarında bu tür dev evliya mezarları vardır. Ayrıca mitolojisinin devleri olan Titanları da unutmamak gerekir. M.Ö. 440'da yaşayan Empadokles Sicilya adasında devlerin yaşadığından söz eder. 14. yüzyılda yazar Boccacio, yine Sicilya'da bir mağarada bulunan 10 metrelik bir dev iskeletinden söz ediyordu. 1577'de İsviçre'de 6 m.'lik iskelet bulundu. Yine 1500'lerde Meksika fatihi Cortez, İspanya Kralı'na Meksika'dan getirdiği dev kemiklerini göstermişti.

Bir diğer kaşif, ünlü Macellan, 1520'de iki devle karşılaştı, başının onun beline geldiği söylüyordu. Keşifler çağında daha birçok ünlü gezgin, devlerden söz ettiler. 19702'lerde bir Alman bilim adamı 350000 yıl önce dev bir insan ırkının yaşadığını ve bilimsel açıdan bunun yakında kanıtlanacağını söylüyordu.



Grekler'de, İskandinavlar'da, Mayalar'da ve İnkalar'da ilk yaratılan ırkın, devler ırkı olduğuna ilişkin ortak bir inanç vardır. Meksika Toltekleri'nin kozmogonik inançlarında bir dizi depremden sonra nesilleri yeryüzünden silinmiş olan "Kinamet Devleri"nden söz edilmektedir. Kuzey Cermen efsanelerinden Eda'larda Niflheim(1) ve "Buzul Devlerinin" kuzeyde olduğu kabul edilir. Edalar'da, Hymir'in ataları olduğu, "Devler Soyu"nun Ases'ten (İskandinav iyilik tanrılarından) daha eski bir geçmişe sahip olarak görünmeleri ile Hindular'da Asura'lar ile Deva'lardan daha eski kabul edilmeleri arasında bir ilişkisellik vardır. Bir yoruma göre, "Devler" soyunun bir kadınla birleşmesinden, semavi Ases'in doğmasıyla yarı-tanrısal bir çağ başlamış ve bunlar "Devlerle" savaşa tutuşarak önce onları yenmişler, daha sonraları, savaşçı olmaktan ziyade barışçı olan kutsal soy Wanen'lerle birleşen "Devler" tarafından mağlup edilmişlerdi.

Devlerden söz eden önemli kaynaklardan biri de Tevrat'tır. Eski Ahidin "Tekvin" bölümünde, "Yeryüzünde Nefilim (Devler) vardı, bunlar eski zamandan (Atlantisliler) zorbalar, şöhretli adamlardı" denmektedir. Tevrat'ta ismi geçen Filistinli (Gittit'li) dev Golyat'ın boyu 2,74 m. idi. Golyat "Gath" isimli bir Filistin şehrinden geliyordu. Tevrat'ta Golyat'tan başka, Bashan kralı "Og"dan da söz edilir. Og'un boyu ise 3,96 m. idi. Og, bir devler ırkı olan "Rafait"lerin sonuncusu idi. Tevrat'taki referanslar onun "Rafa" kökenli bir grup dev'den biri olduğundan söz eder. Ammonit'ler bu halk'a "Zamzummim" diyorlardı ki, bu çabuk ve anlaşılmaz söz anlamındaydı. Gerçekten de devlerin konuşmaları diğer insanlar tarafından anlaşılmıyordu. Tevrat'taki "Rafait" kelimesi de ölüm, güçsüzlük ve ölümün çaresizliği anlamına gelmekteydi.



Orta Amerika'da bir zamanlar yaşamış olan "Olmekler" de zenci devlerdi. Olmekler, diğer bir dev grubu olan "Tiwanakanlar" ile birlikte Peru'daki devasa yapılarda kullanılan köle devlerdi. Tevrat'ta Refait'lerden başka bir grup devden daha söz edilir ki, bunlar da "Anakim"lerdi.(2) Anakimler Rafait'ler gibi, Kenan ülkesinin dağlık ülkesinin dağlık bölgesinde yaşıyorlardı. Tevrat'taki ifadelerden anlaşıldığına göre, M.Ö. 1300 yıllarında devlerin nesli tükenmişti. Heredot, diyotorus Sicilus, Homeros, Pliny, Plutarch ve Philostratus gibi antik tarihçileri, çağlar önce ölmüş olan devlerden bazılarının iskeletlerini bizzat görmüş olduklarından söz etmişlerdi.

Anakim'lilerin "Axe" silahları görüyorsunuz. Bağdat müzesinde

Efsanevi Atlantisliler de kendi dördüncü alt ırklarının ortalarına doğru fiziki güzelliklerinin ve güçlerinin zirvesine ulaşmış olan "devler" idi. Tibetli Bilgilerin Dzyan kitabında "Atlantisliler kendi fizik bedenlerinin büyülüğünde olan 8m. boyunda dev heykeller inşa ettiler" diye yazmaktadır. Dzyan kitabının "Himalaya ötesi bölgede" ortaya çıktığı ileri sürülür. Bu önemli gizli öğreti, başlangıçtan beri var olan "Kadim Kelamı", yaratılış formülünü vermekte kalmazi beşeriyetin milyonlarca yıllık evrimini de belirli bölümlerden anlatır. Bu bölümler içerisinde "Devler ırkı"ndan da bahsedilmektedir. Dzyan kitabının, yaklaşık bir asır önce, Güney Tibet'te, Himalayalar'daki bir inziva yerinde, ünlü Rus medyum Madam Blavatsky tarafından gün ışığına çıkarıldığı iddia edilmektedir. M. Blavatsky "Gizli Öğreti" adını verdiği bu gizemci (Okült) öğretiye göre, dünyamızda muhtelif kök ırklar yaşamıştı. Okült öğretiye göre, "Round" denilen her büyük dünya devresinde 7 kök ırk yaşar ve her kök ırk da 7 alt ırka ayrılır. Şu anda 4. Round'da bulunmaktayız Madam Blavatsky'in "Kök Irklar" doktrini şöyle özetlenebilir.

1) İlk kök ırk, metafizik düzeyde, yani astral düzeyde varolmuştu.

2) İkinci kök, fiziksel bedenlere sahip olmamasına rağmen, Grönland'da fiziksel bir yurda sahiptiler.

3) Üçüncü kök ırkı Lemuryalılar, yani Lemurya kıtasında meskun olan insanlar oluşturuyorlardı. Lemura, bugünkü Hint Okyanusu ile

Avustralya arasında bir yerde idi. İlk Lemuryalılar, bir çeşit maymuna benzeyen denizanaları idi ve daha sonra bunların alt ırklarından kahverengi derili ve 4,57 m. uzunluğunda dev insan ırk türemişti. Kötü yollara düşen Lemuryalılar, yüksek tanrılara yakardılar ve bunun sonucunda "Bilge Yılanlar" ve "Işık Ejderhaları" dünyaya geldiler.

Bunların neslinden gelen "İlahi Krallar" insanlara bilimi öğrettiler. Venüs'ten gelen bu "İlahi Krallar" Lemuryalılara ölümsüzlük ve kişisel reenkarasyonu öğrettiler. Ayrıca insanlara tarımı ve metalleri işlemesini de yine bu krallar öğretmişlerdi.

4) Dördüncü kök ırk, 70 milyon yıl önce, sürüngenler çağının sona ermesinden sonra ortaya çıkan Atlantislilerdi. İlk Atlantisli alt ırk olan Rmoahal'ler 3,66 m. uzunluğunda ve siyah derili devler idiler. Bunların soyundan gelenler Taş devrinin ünlü "Cro Magnon" insanını oluşturdular. İkinci Atlantisli alt ırk, Tluatlis, kırmızı derili bir halktı. Üçüncü Atlantisli alt ırk ise, üstün insan üstadları tarafından yönetilen Toltek'lerdi. Dördüncü alt ırk, Çobi çölünde büyük bir medeniyeti kuran savaşçı Asyalı Turan'lılardı(Türklerdi). Bunların bazıları Meksika'ya giderek Aztek, Maya ve İnka kültürlerinin oluşmasında önemli bir rol oynadılar. Beşinci alt ırk Sami'lerdi. (Bugünkü Sami'lerle karıştırılmaması gerekir). Altıncı alt ırk Akatlı'lardı. Bask'lar Akatlı'ların uzak akrabaları idiler. Yedinci alt ırk, bugünkü Çinli'lerin ve Asya'ya göç eden yüksek bir kültür düzeyine sahip Turanlıların oluşturduğu Moğol ırkı idi.

5) Beşinci ve son kök Ayranlardı ve bunlar Sami'lerden türemişlerdi (Bugünkü Samiler değil!!). Aryanlşar göze çarpan entelektüel güçlere sahiptiler ve "İlahi Öğretmenlerin" rehberliğinde spiritüel bakımdan en gelişmiş olanları Asya'ya göç etmişlerdi. Atlantis'in tedrici batışı sırasında bütün alt ırklardan sağ kalanlar, dünyanın birçok bölgesine göç ederek kültürlerini de birlikte taşıdılar. Ayrıca bunların içlerinden seçilenler ise, kuzeyden göçederek Beşinci kök ırkı, yani Ayranları başlattılar. Ana Atlantis kıtası Miyosen devrinde yok olduktan sonra, bir zamanların büyük Atlantisinin Pitosen devrine ait kısımları da tedricen batmaya başladı. Bu sırada başka kıtalar yüzeye çıkmaya başlamıştı. Aryan ırkının Beşinci kök ırk ilk kez ortaya çıkışından, Eflatunun bahsettiği küçük Atlantis adasının sulara gömülüşüne kadar, Aryan ırkları, ilk dev insanların neslinden gelenlerle sürekli olarak savaştılar. Bu savaş, hemen hemen günümüzden 5000 yıl önce başlayan Kali Yuga (Son Adem ile başlatılan dönem)dan önce gelen çağın kapanışına kadar sürdü. Hindistan tarihinin ünlü Mahabbarata savaşı işte buydu.(3)

Teozofi öğretisine göre, Atlantis ırkları ile bizler arasında ortak görüntüler mevcuttur. Mısır'ın 3. alt ırkı ile bizler arasında da benzerlikler mevcuttur. Bizler büyük eski ırkların yani Lemurya'nın, Atlantis'in ve tufan sonrası büyük ırkların Turan torunlarıyız. Yine Teozofi öğretisine göre, hızlandırılmış tekamül seyri şeması konik şekilde bir yay gibi, tabanda geniş, zirvede ise nokta haline gelen bir yay gibi çizilebilir. Tekamülümüz esnasında bizden önceki ırkların etkisi altındayız. Bunu şöyle açıklayabiliriz:

1) Hint ırkı gelecekteki 7. ırk (ruh-insanlar) ile kesişecektir.

2) İran ırkı gelecekteki 6. ırk (Seçilmişler-Tanrı Erleri) ile kesişecektir.

3) Mısır-Kalde ırkı, 5.ırk (Bizimki) ile kesişmektedir.

4) Grek-Latin ırkı, bizlerin, yani envölüsyon (düşüş) perdesini kapayıp 7. kök ırk nihayetinde gerçekleşecek olan dünyanın sona ermesinden önce evolüsyona (yükseliş, tekamül) kurtuluşa doğru tırmanmaya başlayacak olan 5. ırk'ın ilk güçte birlik döneminde etkili olmuştur.

Beşinci Kök Irk'ın sona ermekte oluşu ve envolüsyondan (düşüş) evolüsyona geçiş noktasına bulunmanın bir icabı olarak bizler, yani günümüz insanlığı tam bir gerileme içindeyiz. İçine dalmış olduğumuz şeytan kazanından bir diğer ırkın, yani 6. ırkın (Tanrı Erlerinin) mayası çıkacaktır.

"Altın Çağı" yaşayacak olan ırk bizler değil, 6. ırk'a mensup insanlar olacaktır. 20. yüzyıl insanının bedensel ve pisişik yapısı, ruhsal görüşe yeniden kavuşmasını engelleyecek derecede yoğundur. İşte bu yüzden 5. ırk büyük doğal afetlere maruz kalacak ve sonunda sarı ırkın istilasına uğrayacaktır ve her ırkın sonuna damgasını vuran tufan, bir kez daha dünyayı temizleyecektir. Bu, tüm toplulukların kutsal kitaplarında yazılıdır.

Blavatsky

Blavatsky'in Teozofisi'ne göre, "Gizli Üstadlar" veya "Nezaretçiler" Aryan'lardı. Hitlerin 3. Reich'ının milliyetçi programında Aryan ırkı, evrimin en üst basamağındaki ırk olarak tanıtılıyordu. Nazilerin Teozofi yorumuna göre, Yahudiler Sami kökenli olmakla beraber, 4. ve 5. kök ırkların anormal ve gayri bağlantıları (Bu ırkların dejenere olmuş karışımları) olarak görülüyorlardı. Hitler döneminin inançlarını ortaya koyan insanların kökeni ile ilgili en önemli kitaplardan biri de Edgar Dacque'ın "Urwelt Sage und Menscheit" (İlk Dünya Efsanesi ve İnsanlık) adlı kitabıdır. Dacque 1878'de doğmuştu ve Münih Üniversitesi'nde Tarih öncesi Profesörü idi. Dacque, Blavatsky'in bir hayranı ve okültistti. Yukarda adı geçen kitabında ki, 1924'de basılmıştı, tarih öncesi Ortodoks görüşü, okült bakış açısıyla bağdaşılmıştı. Hitler'in gençlik devrinin arka planına baktığımız zaman, onun "Yeni Tapınakçılar" örgütünün muhtemel bir üyesi olduğuna inanıyorum. Tapınakçıların arındaki gizli güç aslında "Illuminati" mi idi?

(1)"Nefilim" ile kelime benzerliğine dikkat çekmek isterim.

(2)Anakimler, Nefilimler'in soyundan geliyordu. Bu insanlar o kadar büyüktüler ki, İsrailliler bunların yanında çekirge gibi kalıyordu.

(3)Michael Howard, "The Occult Cnospiracy" Rider & Co. Ltd, 1989

(Makale Hitler Almanyası'nın Gizli Tarihi (Turgut Gürsan) adlı kitaptan. Sayfa: 14-20)



ÂD KAVMİ

Kur’ân’da
adı geçen eski bir Arap kavmi.


(Resimlerin gerçekliğini garanti edemem,bana maille geldi.)

Hz. Âdem* (a.s.) ile başlayan tevhîd mücadelesinin mâhiyeti, Kur’an-ı Kerim’de kıssalar yoluyla insanlara tebliğ edilmiştir. Esasen kıssaların nakledilmesinin sebeblerinden birisi de onlardan ibret alınmasıdır. Meydana gelen olayların sebeblerini iyi tesbit etmek ve aynı hataları tekrarlamamak esastır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Andolsun onların kıssalarını açıklamada selîm akıl sahipleri için birer ibret vardır. Bu (Kur’an) uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden evvel indirilen kitap’ların tasdîki, (Dine ait) her şeyin tafsilidir” (Yusuf, 12/111) hükmü beyan buyurulmuştur. Dikkat edilirse selîm akıl sahiplerinin ibret alması ön plândadır.

Âd kavminin yaşadığı beldenin ismi Ahkâf’tır.
Müfessirler Yemen ile Umman arasındaki geniş bir beldenin, bu isimle anıldığını kaydederler.

Kur’an-ı Kerim’de: “Âd (kavmi)ne gelince: Onlar yeryüzünde haksız yere
büyüklük tasladılar ve “Kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş!..” dediler. Onlar kendilerini
yaratan Allah’ı -ki o, bunlardan pek kuvvetlidir- hiç düşünmediler mi? Onlar bizim mu’cizelerimizi bilerek inkâr ediyorlardı”. (el-Fussilet, 41/15) hükmü beyan buyurulmuştur. Fizikî yapıları hakkında değişik rivâyetler vardır. Fakat gerek boy, gerek fizikî güç olarak, gayet kuvvetli oldukları bilinmektedir. Hz. Âdem (a.s.)’in boyunun altmış zira (arşın) olduğu, Buhârî’de kaydedilen haberlerle sabittir. Kendisinden sonra gelen nesillerin giderek kısaldığını iddia edenler, Âd kavminin boyunun altmış ziradan aşağı olduğunu ifade etmişlerdir. Bazı müfessirler ise, Âd kavminin, boy itibariyle Hz. Âdem’den de büyük olduğu üzerinde durmuşlardır (Kurtubî, XX, 48; Buharî, Enbiyâ, I; İbn Hanbel, II, 3 1 5-325).

Hz. Hûd döneminde Âd kavminin lideri Şeddâd’tır. Temel hedefi, yeryüzündeki bütün insanları kendisine boyun eğdirmektir.
Heykeller çevresinde geliştirdiği siyâsî yorumlarla, zorbalığı ve kan dökmeyi meşrû gösterme gayretinde olmuştur. (eş-Şuarâ, 26/130; Hûd, 11/59). Bu lider Hz. Hûd (a.s.)’un tebliğine muhatap olmuştur. Fakat gerek kendisi, gerek kavmi, vahye karşı, heykellerine (putlarına) ön planda yer veren mevcut siyâsî yapıyı savunmuştur. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de: “İşte Âd kavmi!.. Onlar Allah’ın âyetlerini bilerek inkâr ettiler. Peygamberlerine isyan ettiler. Böylece başları (liderleri) olan her zorbanın emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da, kıyâmet gününde de lânet cezasına tâbi tutuldular” (Hûd, 11/59-60) hükmü beyan buyurulmuştur.

İnsanlara kuvvetle ve silâhla gâlip gelen zorbalara boyun eğmek bir zillettir. Nitekim Âd kavmi heykel’lere izâfe edilen siyâsî teorilere ve zorbalara boyun eğdiği için, lânetlenmiştir. Esasen İslâm’ın dışındaki bütün sistemler temelde zulme* ve zorbalığa dayanırlar.

Âd kavmi, gerek siyâsî, gerek ekonomik açıdan büyük bir güçtü!.. “Bağ-ı
İrem” diye anılan; muhteşem sarayların süslediği büyük bir şehir, dillere destan olmuştu!..

Kur’an-ı Kerim’de: “Ey Muhammed, Rabbinin, ülkelerde benzeri yaratılmayan, sütunlara (büyük saraylara) sahip İrem şehrinde yaşayan Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi?” (el-Fecr, 89/6-8) denilmek suretiyle, bu mahiyet meydana konulmuştur. Fakat heykellere (putlara) tapan Âd kavmi, zorbalıkta ve zulümde de şöhret sahibiydi!.. Yeryüzünde kendilerinden daha güçlü hiçbir şeyin bulunmadığına inanmışlardı. Kendi içlerinden Hz. Hûd* (a.s.)’a peygamberlik görevi verildiğinde, büyük bir mücadele başladı. Akılları ve bilimsel teorileri, zorbaların safında yer almak gerektiğini esas alıyordu. Şimdi bu mücadeleyi Kur’an-ı Kerim’i esas alarak özetleyelim:
“Hani kardeşleri Hûd onlara: “Allah’dan korkmaz mısınız?” demişti. “Şüphesiz ben size
gönderilmiş, emin bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat* edin. Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbinden başkasına aid değildir. Siz her yüksek yerde bir âlâmet (saray, kule) bina edip, eğlenir misiniz? Tutup yakaladığınız vakit,zorbalar gibi yakalar mısınız? Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Size bilip durduğunuz şeylerden (nimetlerde) yardım eden, size davarlar, oğullar, bağlar, ırmaklar ihsan eden Allah’tan sakının. Ben cidden üstünüze gelecek büyük bir günün azâbından korkuyorum.” (eş-Şuarâ, 26/124-135)

Bu tebliğ karşısında Âd kavminin ileri gelenleri, ulusal çıkarlarını bahane ederek, iftira kampanyasını başlatırlar.

“(Âd) kavminin ileri gelenlerinden kâfir bir cemâat de: “Biz seni muhakkak bir beyinsizlik içinde görüyoruz. Seni muhakkak yalancılardan sayıyoruz” dedi. (Bunun üzerine Hûd) “Ey kavmim” dedi. Bende hiç beyinsizlik yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir peygamberim. Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum. Ben sizin emin bir hayırhahınızım. Size o korkunç âkıbeti haber vermek için içinizden bir kimse (vasıtasıyla) Rabbinizden size bir ihtar gelmesi tuhafınıza mı gitti? Düşünün ki o, sizi Nûh kavminden sonra hükümdarlar yaptı, size yaratılışta onlardan ziyâde boy-pos (ve kuvvet) verdi. O halde Allah’ın nimetlerini unutmayıp hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (el-A’raf, 7/66-69).

Şeddâd’ın çevresinde yer alan politik güçler, Hûd (a.s.)’un tebliğine engel olabilmek için, değişik yöntemlere başvuruyorlardı:

“Dediler ki: “Sen bize yalnız Allah’a kulluk* etmemiz, atalarımızın ibâdet etmekte olduklarını bırakmamız için mi geldin? O halde sıddıklardan (doğru sözlülerden) isen bizi tehdit etmekte olduğun şeyi (azâbı) getir bize!..” (el-A’raf, 7/70).

” Bize, bizi ilâhlarımızdan (heykellerimizden, putlarımızdan) alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir.” (el-Ahkâf, 46/22).

“Dediler ki: “Ey Hûd!.. Sen bize açık bir mûcize* getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı (heykellerimizi, putlarımızı) bırakmayız. Senin söylediklerine inanıcılar da değiliz. Biz: “Tanrılarımızdan bazıları seni fenâ çarpmış ” (demekten) başka bir şey söylemeyiz.” (Hûd, 11/53-54).

Hûd (a.s.)’un tebliği* karşısında iyiden iyiye hırçınlaşan Âd kavmi, heykellerinin kendilerini koruyacaklarından oldukça emin görünüyordu. Hâkimiyetin kayıtsız-şartsız kendilerine ait olduğu iddiasına iman etmişlerdi. Bu hâkimiyetlerini, heykellerinin ifâde ettiği ideolojileri sayesinde sürdürdüklerini kabul ediyorlardı. Sürekli olarak;

“Biz azâ…ba uğratılacak da değiliz” (eş-Şuara, 26/138) diyerek kendi kendilerini ikna etme yoluna gidiyorlardı. Hûd (a.s.)’un tebliğini kabul eden müminlere, işkence etmekten asla çekinmeyen ve zindanlarda çürütmeyi hedef alan Âd kavmi alay ederek: “Haydi tehdit ettiğin azâbı getir” sloganına sarılmıştı!.. Kısa bir süre sonra azâbın belirtileri görüldü. Akarsular kurumaya, yeşillikler sararmaya başladı. Ünlü İrem bağları birer birer yok oluyordu. Kuraklık etrafı kasıp kavuruyordu. O yiğit yapılı, güçlü kuvvetli insanlar bir yudum suya, bir dilim ekmeğe muhtaç hale gelmişlerdi. Bu noktada Hûd (a.s.) yeniden tebliği denedi ve;

“Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne diyeyim). Ben size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Rabbim sizin yerinize diğer bir kavmi getirir de, ona (Allahü Teâlâ ‘ya) hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki benim Rabbim her şeyi koruyandır” (Hûd, 11/57) dedi.

Âd kavminin Şeddâd ve çevresinin geliştirdiği ideolojiyle beyni yıkanmıştı!.. Heykellerinin izinden ayrılmıyorlardı. Belirli bir süre sonra her zaman yağmur getiren bulutların geldiği yönde bir bulut gördüler, sevindiler. Çünkü kuraklığı “tabiat kanunlarıyla” açıklama âdetleri vardı. Bunun “Allahü Teâlâ (c.c.)’nın bir ihtarı” olduğunu kabule yanaşmıyorlardı. Şimdi hadisenin cereyan ediş şeklini Kur’an-ı Kerim’den öğrenelim:

“Artık onu (azâbı) vâdilerine doğru gelen bir bulut halinde görmüşlerdi.
Dediler ki: “Bu bize yağmur verici bir buluttur.” (Hûd) “Hayır” (dedi) bu çarçabucak gelmesini talep ettiğiniz (bu hususa beni sıkıştırdığınız) şeydir. Bir rüzgârdır ki, onda elem verici bir azâb vardır. O (Rüzgâr) Rabbimin emriyle her şeyi helâk edecektir.” (el-Ahkâf, 46/24-28).

İnkârcı Nûh kavmi tufan sonucu helâk edilmişti!.. Âd kavmi ise, korkunç bir rüzgârla, şirk’in ve zulmün cezasını bu dünyada gördü:

“Âd kavmi (Peygamberleri Hûd’u) yalanladı. İşte benim azâbım (ve bundan evvel) tehditlerim nice imiş (düşünün). Çünkü biz (haklarında) uğursuz ve (uğursuzluğu) sürekli bir günde onların üstüne çok gürültülü bir fırtına gönderdik. (Öyle bir fırtına) ki, insanları, sanki onlar köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imiş gibi tâ temelinden kopar(ıp, helâke) uğratıyordu” (el-Kamer, 54/18-20).

Bu azâb sırasında Hz. Hûd (a.s.) ve beraberinde bulunan müminlerin durumu ne olmuştu? Bunu da Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz:

“Hûd’u ve beraberindeki iman edenleri rahmetimizle kurtardık. ” (el-Âraf, 7/22).

Âd kavminin durumu, bütün insanlara büyük bir ibrettir.
Politik ve ekonomik güçlerine güvenerek şirki ve zulmü yaymak için gayret sarfeden, bütün müstekbir’lerin zaferleri geçicidir!.. Elbette azâbın en şiddetlisine şahid olacaklardır. Kısacık dünya hayatı için zorbalara boyun eğen ve şirkin hâkimiyetine râzı olanlar Âd kavmini asla unutmamalıdırlar. En iyi tavsiyeler
 

Silkroad server, Silkroad pvp serverlar Tanıtımları


Silkroad pvp server Online Silkroad oyununda private server tanıtımları Silkroad server oyna.